sohbet odaları

‘Z’ Kategorisindeki Yazılar

ZABT

Sözlükte “korumak” anlamına gelen zabt, bir hadis terimi olarak, râvînin gaflet içerisinde olmayıp uyanık ve dikkatli olması; hadisi ezbere rivâyet ediyorsa, istediği anda okuyabilecek ve hatasız aktarabilecek şekilde ezberlemesi; kitabından rivâyet ediyorsa, hadisi aldığı andan itibaren başkasına aktarana kadar değişikliğe uğratmadan koruyabilmesi; mana ile rivâyet ediyorsa, manayı bozacak durumları bilmesi demektir.

ZAHİD

Küçümseyip terkeden, rağbet etmeyen anlamına gelen zahid, tasavvufta, dünyaya rağbet etmeyen, dünyadan el-etek çekerek kendini bütünüyle âhirete ve Hakk’a veren, mala, mülke, makama ve şöhrete değer vermeyen, dünyayı âhirete tercih eden kimse demektir. Kur’ân’da bir yerde geçen zahid kelimesi rağbet etmeyen anlamında kullanılmıştır (Yûsuf, 12/20). (M.C.)

ZÂHİR

Sözlükte “açık, âşikâr, dış, gâlip, bir şeye vâkıf olan” gibi anlamlara gelen zâhir, bir fıkıh terimi olarak, delâlet bakımından açık olan lafızlardan biri olup, kendisinden çıkarılan hüküm sözün asıl sevk sebebi olmamakla birlikte, haricî bir karineye ihtiyaç duymayacak şekilde bu manaya delâlet eden lafızdır.

ZÂHİR – BÂTIN

Bir şey gizliyken açığa çıkmak, açık olmak, yüksek ve gâlip olmak, üzerine çıkmak, bir şeye vâkıf ve nâil olmak, kahretmek, yardım etmek anlamlarındaki “z-h-r” kökünden türeyen zâhir, açık, vâzıh ve âşikâr; gizli olmak, içerde olmak, içine nüfuz etmek, girmek ve bir şeyin iç yüzünü bilmek anlamındaki “b-t-n” kökünden türeyen bâtın ise gizli, açık olmayan demektir.

ZÂHİRÎ MÂNÂ

Batınî mânânın zıttı olup, Kur’ân lafızlarının zâhirinden anlaşılan manaya denir. (bk. Batınî Mana) (İ.K.)

ZÂHİRÎ MEZHEBİ

Ebû Sülaymân ez-Zâhirî diye bilinen Dâvûd bin Ali el-İsfehânî’ye nispet edilen bir mezheptir.

ZÂHİRU’R-RİVÂYE

Rivâyetin açık olanı anlamına gelen zâhiru’r-rivâye, Hanefîlerden İmam Muhammed ibn Hasen eş-Şeybânî’nin yazdığı eserlerden bir bölümüne verilen özel bir isimdir.

ZÂKİR

Anan, hatırlayan, zikreden anlamına gelen zâkir, tasavvufta, zikir meclislerinde zikir âyinini idare eden, ilâhîler okuyup zikredenleri coşturan kimse demektir. (M.C.)

ZÂLİM

Zulüm olan inanç, söz, fiil ve davranışları işleyen kimseye denir. (bk. Zulüm) Kur’ân’da zâlim kelimesi tekil ve çoğul şekliyle (zâlîmin ve zâlimûn) 135 defa, zulmeden kimseler (ellezîne zâlemû) ifadesi 33 defa geçmiştir.

ZALÛM

Çok zâlim demektir. Kur’ân’da 2 âyette geçmiş ve insanın çok zâlim olduğu bildirilmiştir (İbrâhim, 14/34; Ahzâb, 33/72).

ZAMAN

Zaman mefhumu insanın fiil, ibadet ve davranışlarıyla iç içedir. Bu yönüyle zaman sözlükte devir, çağ, mevsim, ay, hafta, gün, saat, mehil, uzun veya kısa olan vakit demektir. Kur’ân ve sünnet zamana sık sık atıfta bulunmaktadır.

ZÂMİN

Birine veya bir şeye kefil olmak demektir.

ZAMM-I SÛRE

Sûre bitiştirmek anlamına gelen zamm-ı sûre, dinî bir kavram olarak zammu sûre, namazda ayakta iken, Fâtiha sûresinden sonra bir sûre veya üç âyet ya da bir kısa sûre, uzun bir âyet okumak demektir. Hanefî mezhebine göre farz namazların ilk iki rekatinde, diğer namazların her rekatinde Fâtiha sûresinden sonra bir sûre veya en az üç âyet […]

ZAN

Sözlükte “sanma, sezme, şüphe ve kesin olmayan bilgi” anlamına gelen zan, kesin olmayan bilgiye denir. İzmirli İsmail Hakkı’ya göre, % 1 ihtimalî olan şeye vehim, % 2-50 ihtimali olan şeye şüphe, % 50 den sonraki ihtimale zan, % 90 ihtimale zann-ı galib, %100 olana kesin bilgi denir.

ZARÛRÂT-I DİNİYYE

“Dini zarûretler” anlamına gelen “zarûrât-ı dîniye” Hz. Peygamberin Allah’tan alıp tebliğ ettiği ve haber verdiği kesin olarak belli olan dinî esaslara, hükümlere ve haberlere denir.

Genel Genel The title of your home page Your Content Here