sohbet odaları

KÂNİT

Tevâzu ile itâat etmek, boyun eğmek ve alçak gönüllü olmak anlamındaki “kunut” kökünden ism-i fail olan “kânit ” (te harfi ile) sözlükte “itaatkâr ve mütevâzı” demektir. Kur’ân’da bu kök, 11’i isim olmak üzere 13 defa geçmiş ve kulluğu ikrar, itaat ve boyun eğme anlamında kullanılmıştır. Çoğulu kânitîn, kânitûn ve kânitât’tır.

Göklerde ve yerde bulunan bütün varlıkların Allah’a boyun eğdikleri bu kelime ile ifade edilmiştir (Bakara, 2/116; Rûm, 30/26).

İnsanlardan îmân edip Allah’ın emir ve yasaklarına uyanlar, ibâdet edip kulluğunu ikrar edenler “kânitîn ve kânitât” olarak nitelenmişlerdir (Âl-i İmrân, 3/17; Tahrîm, 66/5, 12). Ahzâb sûresinin 35. âyetinde kendilerine mağfiret ve büyük mükâfat va’dedilen kimselerin on niteliğinden birisi; Âl-i İmrân sûresinin 15-17. âyetlerinde kendilerine cennette temiz eşler ve Allah’ın rızası va’dedilenlerin sahip olduğu 8 nitelikten birisi “kânit” vasfıdır.

Kur’ân’da aynı formda ancak sonu “tı” harfi ile biten “kânit ” kelimesi, sonu “te” ile biten yukarıdaki kelimeden tamamen farklı anlamdadır. Kânit “ümidini yitiren kimse” demektir. Kur’ân’da Allah’ın rahmetinden ümit kesilmemesi (Zümer, 39/53) emredilmiş ve ancak Allah’ın rahmetinden sapıkların (dâllîn) ümit kestiği bildirilmiştir. (Hicr, 15/56) Bir şer ve kötülük dokununca ümitsizliğe düşenler kınanmıştır (Rûm, 30/36; Fussilet, 41/49). (İ.K.)

Bir yanıt bırakın, or Geri İzleme kendi sitenizden.

Yorumuzu Yazın

Giriş yapmanız gereklidir giriş yap Yorum yazmak için.

Genel Genel The title of your home page Your Content Here