sohbet odaları

TUĞYAN

Sözlükte “haddi aşmak, çok azgınlık göstermek, su taşmak, çoğalmak, deniz coşmak, mizaçta kan galebe etmek, zulüm ve küfürde çok ileri gitmek” anlamlarına gelir. Bu kavram türevleriyle birlikte Kur’ân’ın kırk ayrı yerinde geçmiştir. İnsan belli nimetlere kavuşup, kendisinde istediğini yapabilecek bir güç, bilgi ve yetenek vehmettiği an gurur, kibir ve gaflete kapılarak tuğyan kapısını aralar, bir adım daha öteye geçince Allah’a ortak koşmaya, nefsini O’nun yerine geçirip heva ve heveslerinin peşinden gitmeye başlar. İşte bu hal tuğyan halidir. Bu tür insanlar da Kur’ân’ın ifadesiyle tâğîdir. Nitekim geçmiş toplumların karakteri ve onları helaka götüren sebepler anlatılırken tuğyan felaketine dikkat çekilmiştir. Firavun’un tavrı, Nûh kavminin inkârı, Lût kavminin taşkınlığı ve Semûd kavminin zevk ve sefa içinde yaşadıkları halde nankör davranmaları bir zulüm ve tuğyan hareketi olarak değerlendirilmiştir. “Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz? Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?” (Şu’arâ, 26/128-130) “Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır.” (Nâzi’ât, 79/37-39) âyetleri buna işaret etmektedir. Kur’ân, azgın ve başkaları üzerinde ilahlık iddiasında bulunacak kadar sapıtanlara ve kendisini Nemrud ve Firavun örneğinde olduğu gibi yeryüzünün hükümdarı ve tek hâkimi kabul edenlere tağut demektedir. “…İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tağuttur. Onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür. İşte bunlar, cehennemliklerdir?” (Bakara, 2/257) (F.K.)

Bir yanıt bırakın, or Geri İzleme kendi sitenizden.

Yorumuzu Yazın

Giriş yapmanız gereklidir giriş yap Yorum yazmak için.

Genel Genel The title of your home page Your Content Here